20171030
Pixel Art'a Girişiyoruz
Bugün sizlerle pixel art yapmak için gerekli en beleş ortamı hazırlıyoruz, sonra da ufak bir karakter çiziyoruz.
20170103
Seni Piksellerine Ayıracağım!
Piksel art, düşük çözünürlükte olan bir ekranda mümkün olduğunca anlamlı şekiller elde etmek için her bir pikselin yerinin önemli olduğu bir çizim tekniğidir. Eski sistemlerde çözünürlük kısıtının yanında renk paleti de kısıtlıdır. Bu kısıtlamalar zamanında yaratıcılığın sınırlarını zorlamış ve günümüzde biraz da nsotalji etkisiyle hala keyif aldığımız bir görsel tarzın oluşmasına sebep olmuştur. Kısıtlı alanda yapılan akıllı desenler detaysevicilerin ilgisini çekmektedir.
20160315
World of Tomorrow
“Do not lose time on daily trivialities. Do not dwell on petty
detail. For all of these things melt away and drift apart within
the obscure traffic of time. Live well and live broadly. You are
alive and living now. Now is the envy of all of the dead.”
- World of Tomorrow, Don Hertzfeldt
20151230
Star Wars: Force a New Hope
Merabayn bayanlar baylar,
Bu bölümümüzde yeni Star Wors'un aslında ilk Star Wors (Episoyd 4) olduğunu, bütün hepsinin bir Iluminati komple teorisi olduğu konusunda gözlerinizi açacağım. Hazırsanız salona doğru geçelim, sinema salonuna. Ödev olarak ilk film A New Hope'u izlemişsinizdir umarım, sorular hep oradan çıkacak birazdan çünkü.
İlk sahnede Stormtrooper'lar bir isyancı gemisi.. pardon köyünü basarlar. İsyancı kahramanlarından birisi olan Lei..eee pardon.. Poe bir droid'in içine önemli bir takım planlar saklar. Darth.. Ryu-Ken.. neydi lan.. neyse maskeli ergen isyancı kahramanımızı yakalar ve planların yerini öğrenmek için kendisine işkence yapar.
Sonraki sahnede, bir çöl gezegeninde çetin koşullarda hayatta kalmaya çalışan yetim karakterimiz Luk.. ee.. Rey ile tanışırız.
Önemli bir takım planları taşıyan droidimiz R2-BB-8 bu çöldeki yetimle karşılaşır. Hatta yine bir ara çöldeki çöpçülerden (scavenger) droid'i kurtarır. Çöpçünün Jawa'ya benzemesini geçtim, eleman bir nevi sandcrawler sürüyor.
Hikaye yazmanın tee Odesa'ya dokunan kuralı olaraktan kahramanımız evini terk eder ve bilmediği coğrafyalara doğru yola koyulur. Bilmediği derken aslında bildiğimiz Cantina sahnesine gelir, çok da uzaklaşamadık. Ha, burası Mos Eisley değil miydi? E, bunda da Millenium Falcon var? Emin misin? Cantina sahnesinde Yoda'nın ablası ile tanıştıktan sonra Han Solo ile tanışılır ve bir hurda yığını içinde maceraya devam edilir. Bak bu sefer isim benzerliği değil, bizzat önceki karakterin kendisi.
Han Solo "Ne? Daha bi film daha mı çekicez? Hem de sırf Han Solo'ya? Rahat bırakın lan, emekliyim ben!" diye söylenirken yetimimiz ile birlikte bir şekilde isyancıları bulurlar ve erat olarak yazılırlar. Bu sıralarda yetim kahramanımızda bir güç kıpırdaması hissedilir. Bunu kötü adamların komutanı da (Darth Vader ya da Kylo-Ergen) de fark eder. İsyancılar X-Wing'lere atlayıp kötü adam kooperatiflerine saldırırlar ve daha kabası yeni bitmiş olan Yeni Sahil Deathstar Sitesi... Pardon... Starkiller Cennet Konutları patlatılır. ("Ama bu sefer farklı, bu üç katı daha büyük! eki eki" diye de tşak geçmişler bir de, aslında dev bir poké topu)
Filmin son sahnesinde Kudret ile tanışıp ufku açılan yetim kahramanmız koskoca bir gezegende tek başına inzivaya çekilmiş bir jedi ustası olan Yod.. ayy.. Luke'un yanında çırak olarak eğitime başlar.
Bu bölümümüzde yeni Star Wors'un aslında ilk Star Wors (Episoyd 4) olduğunu, bütün hepsinin bir Iluminati komple teorisi olduğu konusunda gözlerinizi açacağım. Hazırsanız salona doğru geçelim, sinema salonuna. Ödev olarak ilk film A New Hope'u izlemişsinizdir umarım, sorular hep oradan çıkacak birazdan çünkü.
DİKKAYT! DİKKAYT!! ŞPOYLER ALARMI!!
Filmi izlemediyseniz (Nasıl oluyorsa?) ve okumaya devam ederseniz "Anaaaa... n'oldu ya öyle?" ya da "Vaaauuuv" hatta "Ahanda Chewie normal konuşuyormuş ya?" gibi etkileri azaltıcı, Brus Vils aslında hayaletmiş gibisinden şeyleri patadanak okuyacaksınız. Uyarımı baştan yaptım, hiç bana boşuna küfretmeyin.
![]() |
| Fak yu! |
Sonraki sahnede, bir çöl gezegeninde çetin koşullarda hayatta kalmaya çalışan yetim karakterimiz Luk.. ee.. Rey ile tanışırız.
![]() |
| Geri Dönüşüm dedikleri bu olsa gerek? |
![]() |
| Fotoşop mu? Zamanda film kayması mı? |
![]() |
| Yaşlılığında hidayete eren Han ve kankitosu Chewie dizi tekliflerini değerlendirirler |
![]() |
| Seni seçtim Poe Dameron! (Harflerin bazılarını atın, Pokemon oluyor!) |
20150729
Teletubbies
In not-so-distant future, man took a step further in the technology oriented life style. Fanatics transformed their bodies to mostly machines, integrated antennas and monitors on themselves and finally lost their humanity. A war sprung between them and the conservative naturalists. This fourth world war began and ended in a single day.
A handful of survivors from these revolutionist transformists grow a little conscience and realise the catastrophy they created. They tried to breathe life back to earth in an oasis of land piece they found.
Unfortunately, their research and experiments to give life back to earth among repopulation and reanimation of lost life forms failed. And they finally gave up.
They accepted the fact that they are the last living things on earth with the bunnies they kept for the experiments.
They released the rabbits and waited for their own lives to end in a delirious state of mind.
The little man in the sky was watching them, laughing at their misery.
A handful of survivors from these revolutionist transformists grow a little conscience and realise the catastrophy they created. They tried to breathe life back to earth in an oasis of land piece they found.
Unfortunately, their research and experiments to give life back to earth among repopulation and reanimation of lost life forms failed. And they finally gave up.
They accepted the fact that they are the last living things on earth with the bunnies they kept for the experiments.
They released the rabbits and waited for their own lives to end in a delirious state of mind.
The little man in the sky was watching them, laughing at their misery.
20150720
Renkler, bi susun
Uykum var, ama uyumam yok. Okumam var, ama yazmam yok der gibi. Yine zararsız ve ucuz yoldan gerçekle hayal arasındaki asma katta sıkıştım. Gerçeği görüyorum ama gözlerim hayalde.
Gözlerim açıkken göremiyorum, kapatınca her şey çok net. Retinamdan ışığın geçişini çeşitli duyularla hissediyorum. Maviler kadifeye dokunur gibi huzur verici, Kırmızlar ise bir zımparanın açık yarana sürtmesi gibi can yakıcı. Beyaz, vanilya tadında ama çok şekerli, mide bulandırıcı. Siyah'ta da karanfilin verdiği acı bir ferahlık var.
20150715
Sıcaktan
Yemyeşil ağaçların ve simsiyah asfaltın kesiştiği bir noktada, bizi o sümük gibi yapışkan ve alerjik polenlerden koruyan hava geçirmez camların arkasında, soluyacağımız havayı temizlemesi gereken genzi balgamlı havalandırmanın altında, belimi iki yerinden sakatlayan ergonomik sandalyemin üstünde, günümün bir sekiz saatini daha paraya dönüştürüyordum. İçerideki hava artık katı hale geçmiş, ciğerlerime dolmakta güçlük çekiyordu. Ter bezlerim her an patlamaya hazır bir ergen gibi tetikteydiler.
Yanımda bir adam belirdi, sadece gözümün yanıyla baktım. Göz teması gereksizdi uzun zamandır, monitör yeterliydi iletişim için. “Klimayı açayım bari, sıcaktan beynin sulanmış senin” dedi. Klimanın düğmesine bastığında kibar ve melodik bir bipleme sonrasında tavandaki deliklerden ince ince gökkuşakları süzülmeye başladı. Renkler içimizden geçip giderken tüylerim diken diken oldu.
Teşekkür etmek için adama döndüm, gülümsemesi kulaklarına vardı. Deyim olarak değil, gerçekten. Ağzının iki kenarı yavaş yavaş kulaklarını geçti ve sonunda kafasının arkasında birleşti. Kafası bu yatay çizgide ikiye ayrıldı, çenesi ve geri kalan tüm vücudu bir balon gibi yavaşça sönmeye başladı. Minicik, havası gitmiş ve kafasının üst yarısı olmayan bir adamcık yerde yatıyordu şimdi. Üst kafa ise yarım ağızla sırıtarak (hayır, bu da deyim değil, sadece üst yarısı olan bir ağız) havada bir UFO gibi asılı duruyor ve gözlerini kırpmadan bana bakıyordu.
Yavaşça uzaklaştım masamdan. Uçan yarım kafa mesafesini koruyarak arkamdan gelmeye devam etti. Hızlıca lavaboya girip kapıyı arkamdan kilitledim, kapının dışından yumuşak bir çarpma sesi geldi, sonrası sessizlik. Neyse, atlattım diye düşündüm. Heyecandan gelen çişimi yapmak için pisuvara yanaştım. İdrarımın koyu rengine bakarken az su içmişim bugün diye geçirdim içimden. O sırada omuzumda bir karaltı hissettim yine. Başımı çevirdiğimde yarım kafa ile göz göze geldik. Yavaş yavaş yükseldi ve bakışlarını omuzumdan aşağı çevirdi.
Ben de aynı yere, önüme baktım. Pisuvarda biriken idrarımın daha da koyu bir renk almaya başladığını fark ettim. Git gide yoğunlaştı, iyice karardı ve kabarmaya başladı. Bir el şeklini alarak yoğun bir sıvı halinde yükselmeye devam etti. Geri çekildim, fermuarımı toparladım. Sıvı git gide ağırlaşıyor ve genişliyordu. Pisuvar çatırdamaya başladı, kısa sürede dayanamadı ve parçalanarak LAAAAPS! diye yere düştü.
Artık simsiyah olan sıvı saçılmadı. Büyük yumuşak bir pilates topu gibiydi ve büyümeye devam ediyordu. Yavaş yavaş şekil almaya başladı, "Oha lan, Terminatör gibi oldu" dedim içimden. Omuzumun üstünde havada duran yarım kafa bir kaç tür etrafında döndükten sonra şekillenen figürün üstünde durdu. Vücut bulan sıvıya dokunduğunda iki cıva damlası gibi birleştiler ve adam artık tek parça olarak karşımda duruyordu.
“Bu sefer ellerimi yıkayayım bari” dedi, ellerini yalap şalap yıkadıktan sonra ceketine kurulayıp kapıdan çıktı gitti.
Yanımda bir adam belirdi, sadece gözümün yanıyla baktım. Göz teması gereksizdi uzun zamandır, monitör yeterliydi iletişim için. “Klimayı açayım bari, sıcaktan beynin sulanmış senin” dedi. Klimanın düğmesine bastığında kibar ve melodik bir bipleme sonrasında tavandaki deliklerden ince ince gökkuşakları süzülmeye başladı. Renkler içimizden geçip giderken tüylerim diken diken oldu.
Teşekkür etmek için adama döndüm, gülümsemesi kulaklarına vardı. Deyim olarak değil, gerçekten. Ağzının iki kenarı yavaş yavaş kulaklarını geçti ve sonunda kafasının arkasında birleşti. Kafası bu yatay çizgide ikiye ayrıldı, çenesi ve geri kalan tüm vücudu bir balon gibi yavaşça sönmeye başladı. Minicik, havası gitmiş ve kafasının üst yarısı olmayan bir adamcık yerde yatıyordu şimdi. Üst kafa ise yarım ağızla sırıtarak (hayır, bu da deyim değil, sadece üst yarısı olan bir ağız) havada bir UFO gibi asılı duruyor ve gözlerini kırpmadan bana bakıyordu.
Yavaşça uzaklaştım masamdan. Uçan yarım kafa mesafesini koruyarak arkamdan gelmeye devam etti. Hızlıca lavaboya girip kapıyı arkamdan kilitledim, kapının dışından yumuşak bir çarpma sesi geldi, sonrası sessizlik. Neyse, atlattım diye düşündüm. Heyecandan gelen çişimi yapmak için pisuvara yanaştım. İdrarımın koyu rengine bakarken az su içmişim bugün diye geçirdim içimden. O sırada omuzumda bir karaltı hissettim yine. Başımı çevirdiğimde yarım kafa ile göz göze geldik. Yavaş yavaş yükseldi ve bakışlarını omuzumdan aşağı çevirdi.
Ben de aynı yere, önüme baktım. Pisuvarda biriken idrarımın daha da koyu bir renk almaya başladığını fark ettim. Git gide yoğunlaştı, iyice karardı ve kabarmaya başladı. Bir el şeklini alarak yoğun bir sıvı halinde yükselmeye devam etti. Geri çekildim, fermuarımı toparladım. Sıvı git gide ağırlaşıyor ve genişliyordu. Pisuvar çatırdamaya başladı, kısa sürede dayanamadı ve parçalanarak LAAAAPS! diye yere düştü.
Artık simsiyah olan sıvı saçılmadı. Büyük yumuşak bir pilates topu gibiydi ve büyümeye devam ediyordu. Yavaş yavaş şekil almaya başladı, "Oha lan, Terminatör gibi oldu" dedim içimden. Omuzumun üstünde havada duran yarım kafa bir kaç tür etrafında döndükten sonra şekillenen figürün üstünde durdu. Vücut bulan sıvıya dokunduğunda iki cıva damlası gibi birleştiler ve adam artık tek parça olarak karşımda duruyordu.
“Bu sefer ellerimi yıkayayım bari” dedi, ellerini yalap şalap yıkadıktan sonra ceketine kurulayıp kapıdan çıktı gitti.
20141203
Olivır
Olivır gazetecide gördüğü sanat dergilerinin kapaklarına hayranlıkla bakıyordu ama yazılanların hiç birini anlamıyordu. “Aşk ve beden deviniminin ruhsal kaosu” Olivır’ın kafasında herhangi bir kıvılcım çaktıramıyordu. Fakat merakına da karşı koyamıyordu. Bir gün parasını biriktirip bu sanat dergilerinden birisini aldı ve bütün gece sabaha kadar okudu, anlamaya çalıştı. Sabaha karşı derginin sayfaları arasında sızmış, salyaları cildin ortasında küçük bir havuz oluşturmuştu.
İşe gitmek için kurduğu alarm tam da Olivır’ın REM uyksunun ortasında çaldı. Derin uykusunun ortasında uyanan Olivır’ın oracıkta bilinçaltını tutan kabuğu çatladı ve bilnçaltı bilinçüstüne aktı. Bir anda algıladığı renk tayfı iki katına çıkan Olivır ne olduğunu anlayamadı. Kafası suya dökülmüş benzin gibi rengarenk dalgalardan oluşan bir yüzey gibiydi.
Elindeki üç beş eşya, oyuncak araba kolleksiyonu, ne varsa sattı, yanına biraz kumanya ve bir çift kürek alıp Avustralya’ya ruhsal bir yolculuğa çıktı. Hayatında aradığı mutluluğu ve aşkı bildiği fiziksel boyutlarda değil, farklı ve gözle görülmeyen, kalple hissedilmeyen boyutlarda aramaya karar verdi.
Önce bir kanguru ile hareketli zıp zıp bir ilişki yaşadı. İlişkilerinin beşinci ayının yetmiş ikinci saatinde çılgın bir hıçkırma nöbeti sırasında onu bir okaliptüs ağacı ile aldattı. Bu olaydan sonra bunalıma giren Oliver, ekmek bıçağı ile hayata altı yerinden küstü. Taa ki üç yıl sonra bir buharlı trenle huzuru bulana kadar. Şimdi Oliver küçük lokomotifleri ile yaşadığı, pembe mantarlı sıcak bir yuva kurdu kendine. Arada ekmek arası mektup yazıp yollayın, çok mutlu oluyor.
- SON -
20140911
Ü.J.K.Ç.
Saçların
kapatıyor suratını,
Kim ne yapsın
senin ölü atını?
Geceleri uyku
uyutmuyorsun,
Kaçırdın bütün
ağzımızın tadını.
***
Defol git Manyak!
Ürkütücü Japon
kız çocuğu
***
Vakitsiz ölmüşsün,
anladık.
Mezarını da
aradık, bulamadık.
İntikam alacaksın
diye gerdin bizi,
Sinir hastası
olduk, bunaldık.
***
Aniden belirip
durma hayvan!
Ürkütücü Japon
kız çocuğu
***
Yalın ayak sulara
basıyorsun,
Pis pis halıları
ıslatıyorsun.
Motoru bozucan
bir de onu çekicez,
Neymiş, Araf’ta
dolanıyorsun.
***
Basma halıya ulan!
Ürkütücü Japon
kız çocuğu.
Ayrılma Isısı
içimdeki boşluk büyüyor,
sen kapıdan çıkarken.
sıcaklığın tenimde yayılıyor,
sen sularda boğulurken
bir damla yaş dökmedim,
tek eksiğim var o günden.
seni bir kez bile göremedim,
fotoselli sifon yüzünden.
20140809
20140807
Gözlerim dolu dolu oluyor
Sevgili günlük,
Bugün yaz ortasında dolu fırtınası qeyfi yaşadık. Yağış bizi öğle arasında pidecide yakaladı. Dolu taneleri mermi gibi iniyordu, vurulup yaralananlara acılı lahmacun ile kompres yaptık. Mekanın korsan balkonu göçtü, yağmur oluğu içeri boşaldı. Taş fırına sığınmak için soğumasını bekledik.
Gökyüzü ağza alınmayacak büyüklükte taneleri üzerimize "pütüh, pütüh" diye tükürdü. Arada tükürük de geldi tabi (sulu-kuru yağdı).
Biraz sakinleşir gibi olduğunda (ağlamıyorum çocuklar, gözüme bir şey kaçtı) bi yüzüş arabayı almaya gittim. Dört tarafı sularla çevrili araba parçasına girdiğimde paçalarımın ispanyol paça olmadığına bir kez daha sevindim (daha önce de sevinmiştim komik durmuyorlar diye) eğer öyle olsalardı çok daha fazla su çekerlerdi.
Arabaya bindikten sonra pencereden gözüken manzara, Profesör Emett Brown'un ünlü bir öz deyişini aklıma getirdi: "Where we are going, we don't need roads". Hey gidi profesör dedim içimden, sonra gözümden bir damla yaş akı kapasitörü.
Arabayla suyun içinde ilerlerken arkadan aşağıdan bir şey selektör atıyordu. Baktım ki kendisi bir karpuz, usulca solluyor beni. Bir İzmirli olan arabam Jamal'ın torpido gözünden plaj şemsiyesi sapını çıkarttım ve Kaptan Ahab misali karpuzu mızraklayıp arabaya çektim.
Bugün yaz ortasında dolu fırtınası qeyfi yaşadık. Yağış bizi öğle arasında pidecide yakaladı. Dolu taneleri mermi gibi iniyordu, vurulup yaralananlara acılı lahmacun ile kompres yaptık. Mekanın korsan balkonu göçtü, yağmur oluğu içeri boşaldı. Taş fırına sığınmak için soğumasını bekledik.
Gökyüzü ağza alınmayacak büyüklükte taneleri üzerimize "pütüh, pütüh" diye tükürdü. Arada tükürük de geldi tabi (sulu-kuru yağdı).
Biraz sakinleşir gibi olduğunda (ağlamıyorum çocuklar, gözüme bir şey kaçtı) bi yüzüş arabayı almaya gittim. Dört tarafı sularla çevrili araba parçasına girdiğimde paçalarımın ispanyol paça olmadığına bir kez daha sevindim (daha önce de sevinmiştim komik durmuyorlar diye) eğer öyle olsalardı çok daha fazla su çekerlerdi.
Arabaya bindikten sonra pencereden gözüken manzara, Profesör Emett Brown'un ünlü bir öz deyişini aklıma getirdi: "Where we are going, we don't need roads". Hey gidi profesör dedim içimden, sonra gözümden bir damla yaş akı kapasitörü.
Arabayla suyun içinde ilerlerken arkadan aşağıdan bir şey selektör atıyordu. Baktım ki kendisi bir karpuz, usulca solluyor beni. Bir İzmirli olan arabam Jamal'ın torpido gözünden plaj şemsiyesi sapını çıkarttım ve Kaptan Ahab misali karpuzu mızraklayıp arabaya çektim.
20140707
20140701
Ofis Muhabbetleri - S14E07
2014.07.01, 21:15 - 22:50
Gkç: Müdürler ne zaman toplanalım? Elimizde kutlanamamış bir doğum günü var 

Gzd: Eveeett! dağılmayalım lütfen hemen
Gkç: Perşembe diye sallıyorum, herkese uyar mı?
Mrt: Doğum günü olmasın. Amacımız toplanmak olsun.
Gzd: Bana her gün uyar. Gelebilirsem tabii ki
Gkç: Bi öpücüğü çok mu görücen bize Mlt
Hepili börtdi diyip öpceğdik
Hepili börtdi diyip öpceğdik
Mrt: Sadece öpün. Sulu olmasın
Gkç: Aaa ama çok kısıtlayıcısın :))
Gzd: Ben kokulu öperim. Anneyim ben
Mrt: Abow! Ben gelmiyom
Gkç: 

Mrt: Stretch filmle sarcam kendimi. Çorap da geçirebilirim kafama
Gkç: Her öpücüğün yanında ıslak mendil hediye
***
Gkç: :D
Mrt: Kaçamıycam di mi?
Gkç: Zorla mı öpçez hıh... Öpmiycem işte
Brş: Öpeceeeezzz!!



Gkç: Küstüm
Brş: Fransızlar da öpüşmeyi pek sevmiyorlar
Mrt: Bari Brş opmesin
Brş: (Adam adama)
Mrt: Menemen
Gkç: Brş öpecek seni hepimizin yerine
Brş: French kiss ogreteyim sana lazim olur
Gkç:

Mrt: Benim işim çıktı, gelemiycem..
Gkç:
Brş:
Mrt: Yagmurdan kacarken...
Brş: ...Dolu dolu tutuldu dudaklar
Mrt: Dudaklar yanıyor, Dil kıpır kıpır!
Brş: Şair yaptın beni çapkın
Gkç: Abaw.. N'ooluyo be?
Gzd:
Frl: Ay, n'oluyo ya?
Mrt: Feral sen bakma, ayıp.
Frl: Hadi be! En büyüğünüz benim bi kere

Gkç:

Mrt: "French kiss'i sizden öğrencek değiliz!" diyosun?
Gzd:

Frl: Kim ne biliyo, kimse bilemez diyorum

Gkç: uuu beybiii diyorum ben de
Mrt: Bloody hell! (Blodi diye okuyun) Bugün ofiste bladi dendi, Gary anlamadı
Gkç: :D ohh gary deseydin
Frl: Ahaha çok alem şu İngilizler. Sizin orası pek eğlenceli Mrt ya
Mrt: Baya
Gzd: Neden bladi dendi ki?
Frl: bu da iyi
Gzd: O kadar muhabbet kurdunuz yanii?
Mrt: Pişmemiş etten bahsediyorduk
***
Gzd: Hee..
Erç: Neler dönmüş
Mrt: Silme imkanımız var mı?
Frl: Olmaz. Hepsi yaşandı, şahidiz biz. Aramızda kalır artık bu sırlar.
Mrt: Vaka-i French kiss
Frl: Tarihe geçti
Mrt: Ya Brş iki dakka konuştu, dudak dedi dil dedi, beni gafil avladı
Gkç: Dil demedi, onu sen dedin :))
Mrt: Ben ne bilirim french kissi'?
Frl: Gkç'den korkun, cin gibi

Gkç: :)) History diye bişi var
Mrt: Ben anadolu stilini bilirim, İbrahim Tatlises stili
Gkç: Uuuu
Frl: O da ne?
Mrt: Ibrahim tatlises hulya avsar google
Gkç: Bıyıklı bıyıklı
Mrt: Korkma ama
Gzd: Dedeler gibi mi?
Mrt: O kadar kötü diil, dedelerde eller de aktif
Brş: Turkiş diyince alnından öpülür gibi geldi
Mrt: Kadir abi stili
Brş: Ama Frl'in lafini çerçeveletip asıcam bi yere
Frl: Hangisini?
Mrt: O lafın altından kalkamayız
Brş:
"Kim ne biliyo, kimse bilemez diyorum" 
Frl: Tabii, doğru :D
Gkç: Bi de "parayla imanın kimde olduğu belli olmaz" vardı?
Brş: Yok, bu daha iyi
Gkç: Onu da çerçeveletsen olur mu? Benzer topic ama.
Frl: Ramazan ramazan ne muhabbetlere girdik

Brş: Ahahahaha
Gkç: Töbe töbe deriz geçer
Brş: Töbe or not töbe
Gkç: Ben menemeni çerçeveletmek istiyom.
***
Gkç: [Hülya Avşar ve İbrahim Tatlıses Öpüşme Sahneleri.flv] Yeni yemek yemiştim
Ben biraz kusayım, geliomMrt: Evde tek başınıza denemeyin
Gkç: Tek başına zor zaten, en az iki kişi gerekiyo. Bi de bıyık
Frl: Yedi kızı bitirdi valla
Mrt: Bademcik gone
Gzd: Woody woodpecker gibi bu yaaa

Frl: Ama Hülya pek bi memnun kaldı sanki

Gkç: Aşıktı zaten yavrım
Gzd: Benim ufaklık da acıkınca sağı solu gagalıyo onun gibi

Frl: Bu arada Erç yine yok oldu. Döndüğünde yine şaşırıp kalacak
Gkç: Bu da benim hiç gitmeyeceğim yeni ofisim :)
Gzd: Bu ne Gkç?
Gkç: Dün belgeleri teslim etmeye gittim. 1 kişi + sekreter vardı. Mrt işinden bahsedince kıskandım, benim de işim var gidemedim mühüüü
Brş: O bir kişi bıyıklı mıydı?
Gkç: Yok len, kız
Brş: Uu daha iyi
(Erikoğlu'nda bize bi şeyler oldu)Brş: Erç senin fotoyu da paylaşayım mı?
Gkç: Mrt'a niye yazdığın belli oldu

Brş: Yol gösteriyorum. Maltineyşınal şirketler böyle. Fransa'da alasını bulacak.. Hatta o-la-la'sını
Gkç: Bi git ben Hollanda şiketinde çalıştım beybi, yoktu böle bişi. O senin maltineyşınalliğin
Mrt: Beni bu aşufteyle mi aldatıyon? Hem de bıyıklı.
Brş: Kalbim de, omuzlarım gibi geniştir
Mrt: İçinde aslında yaralı bi kuş var
Brş: Birdcage
Gkç: Yanındakinin gözlüklerine vuruldun di mi itiraf et! Bu arada o benim kahramanım Onr olmasın?

Brş: Bardağı kavrayışı ilk cezbetti. Evet, aynen kendisi
Gkç:

Brş: Seni nasıl bi bataktan kurtardık, düşün
Gkç: bunları göreceğime taş göreydim
Brş: Kendimizi feda ettik
Mrt: Sizin binada asansör var mı?
Gkç: :D
Brş: Ahahahaha
Mrt: Meraktan soruyom. Stop düğmesi var mı?
Brş: Var, hem de "dur" tuşu aşınmış.
Gkç: Uuu aynı anda
Gkç: This is love beybi
Brş: Bu kesinlikle aşk olmalı! Birbirimizin cümlelerini tamamlıyoruz (Gkç kaynama araya)
Gkç: :D pardon
Brş: Paragrafa girersen çıkamazsın sonra
Gkç: Sustum

Mrt: Perşembe günü şu dialoglardan en iyileri seçelim. Frl birinci o kesin
Frl: Erikoğlu da pek renkliymiş. Biraz daha sıkıştırsak neler çıkıcak kim bilir? Biraz içerseniz perşembe günü anlatırsınız belki?
Brş:
"Kim ne biliyo, kimse bilemez diyorum" 
Frl: Aynen
Brş: Erikoğlu için de kullandım sözünü
Frl: Tabii, her yere uyar o laf
***
Erç: Vay anam, vay :) Ben bi yandan mesai yapıyorum teldeydim, mazur görün. Dedeler esprisi yapamadım
Frl: Kolay gelsin. Bizimle buluşabilmek için mi mesai yapıyosun?

Brş: Asansörde stop'a bastılar di mi yine?
Frl: Ana.. Erikoğlucular şifreli konuşuyo
Mrt: Arkadaşlar önemli bi düzeltme yapıcam, asansörde olan dayılar
Frl: Eee?
Mrt: Dedelerinki duşta gerçekleşiyor
Brş: Dedeler kuvette
Frl: Aaaa.. Saat ilerledikçe
Mrt: Dedeler ve dayılar lutfen karıştırmayalım. Hassas konular
Brş: Biz daha yeniyiz, küvete girmek için senior olmak lazım
Frl: Muhabbet de 18+
Brş: Senior = dede. Biz experienced (dayı) konumdayız henüz
Frl: Bu konuda otorite Brş, en çok o biliyo

Brş: Experienced = görmüş geçirmiş
Frl: Konuları sindirmek için bir süre sessiz mi kalsak?

Brş:

Frl: Perşembe kimse gelmiyomuş
Mrt: Ben sindiriyom su an
Frl: Kızlardan ses yok
Brş: Ben alka seltzer içiyorum üstüne
Gkç: Bana sus dendi susuyorum :)
Brş: Geri gelebilirsin, asansör kata geldi
Frl: Ankara'dan boyle değisik haberler çıkmaz valla. Sizinkilerle eğleniriz artık
Brş:
"Kim ne biliyo, kimse bilemez diyorum" 
***
Gkç: Brş söle bari, biz de bilelim
Brş: French falan diyen Frl, ona sormak lazım
Frl: Ben French mi dedim?
Gkç: Bana history baktırtmayın
Frl: Gkç bilir kim dedi
Gkç: Herkes söylesin ne dedi
Brş: Ben asansör dedim.. Hatta Asansöğr, yoğ stepin on ma aağm
Frl: Mrt dedi galiba.. Mrt?
Gkç: Durun
Mrt: Ben anadolu dedim, Frl French dedi
Frl: Ana.. Ben ne dediğimi de unutmuşum
Gkç: French Kiss'i sizden ögrenecek değiliz!
Frl: Dur bakıyorum
Gkç:
"Kim ne biliyo, kimse bilemez diyorum"
demiş feralMrt: İlk kimin başlattığını söylüyom: Brş
Frl: French dememişim işte
Mrt: Bana French Kiss'li bisi dedi
Frl: O sizin hayalgücünüz
Kim?Gkç: "French Kiss ögreteyim sana, lazım olur" demiş Brş
***
Frl: Baya eğlendik yalnız. İyi geceler

Brş: Hadi yeter kudurdugunuz, dagilin dedi
Mrt: Sindir de gel dedi
Frl: Hadi herkes yatağına, Uyuyun artık

Gkç: Abaw! Frl kızdı, yatın

Brş:

Frl: Kızmadım canım, çok eğlendim
Mrt:
"Kim ne biliyo, kimse bilemez diyorum" 
Frl: Grubumuzun adını böyle değiştirelim

Gkç: Yaaa.. Kaç yıllık gişecileriz ama

Mrt: Bi şey bilmeyen gişeciler
Gzd: Ay kendi kendime güldürtüyonuz beni! Oğlan anne n'oluyoo? diyip duruyo. Nası açıklıcam bunları çocuğuma?
Frl:

Benimki okuyo artık bi de, benim durumum daha zorGkç: Aman
Frl: Uydur bi şeyler
Gkç: Okutma bunları

Mrt: O da mı bilmiyo?
Frl: İnanır annesine. Yok bunları gizli gizli yazıyorum
Merak etmeyin, sizi hala eski günlerdeki gibi hatırlıyoBrş: Ondan sonra dedeler ne demek? diye soracak çocuk yazıktır
Frl: Dede imajı bozulsun istemem
Gkç:
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




















