Kültür Öbeği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kültür Öbeği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20160315

World of Tomorrow



“Do not lose time on daily trivialities. Do not dwell on petty
detail. For all of these things melt away and drift apart within
the obscure traffic of time. Live well and live broadly. You are
alive and living now. Now is the envy of all of the dead.”

- World of Tomorrow, Don Hertzfeldt

20151230

Star Wars: Force a New Hope

Merabayn bayanlar baylar,

Bu bölümümüzde yeni Star Wors'un aslında ilk Star Wors (Episoyd 4) olduğunu, bütün hepsinin bir Iluminati komple teorisi olduğu konusunda gözlerinizi açacağım. Hazırsanız salona doğru geçelim, sinema salonuna. Ödev olarak ilk film A New Hope'u izlemişsinizdir umarım, sorular hep oradan çıkacak birazdan çünkü.

DİKKAYT! DİKKAYT!! ŞPOYLER ALARMI!!

Filmi izlemediyseniz (Nasıl oluyorsa?) ve okumaya devam ederseniz "Anaaaa... n'oldu ya öyle?" ya da "Vaaauuuv" hatta "Ahanda Chewie normal konuşuyormuş ya?" gibi etkileri azaltıcı, Brus Vils aslında hayaletmiş gibisinden şeyleri patadanak okuyacaksınız. Uyarımı baştan yaptım, hiç bana boşuna küfretmeyin.

Fak yu!
İlk sahnede Stormtrooper'lar bir isyancı gemisi.. pardon köyünü basarlar. İsyancı kahramanlarından birisi olan Lei..eee pardon.. Poe bir droid'in içine önemli bir takım planlar saklar. Darth.. Ryu-Ken.. neydi lan.. neyse maskeli ergen isyancı kahramanımızı yakalar ve planların yerini öğrenmek için kendisine işkence yapar.

Sonraki sahnede, bir çöl gezegeninde çetin koşullarda hayatta kalmaya çalışan yetim karakterimiz Luk.. ee.. Rey ile tanışırız.
Geri Dönüşüm dedikleri bu olsa gerek?
Önemli bir takım planları taşıyan droidimiz R2-BB-8 bu çöldeki yetimle karşılaşır. Hatta yine bir ara çöldeki çöpçülerden (scavenger) droid'i kurtarır. Çöpçünün Jawa'ya benzemesini geçtim, eleman bir nevi sandcrawler sürüyor.
Fotoşop mu? Zamanda film kayması mı?
Hikaye yazmanın tee Odesa'ya dokunan kuralı olaraktan kahramanımız evini terk eder ve bilmediği coğrafyalara doğru yola koyulur. Bilmediği derken aslında bildiğimiz Cantina sahnesine gelir, çok da uzaklaşamadık. Ha, burası Mos Eisley değil miydi? E, bunda da Millenium Falcon var? Emin misin? Cantina sahnesinde Yoda'nın ablası ile tanıştıktan sonra Han Solo ile tanışılır ve bir hurda yığını içinde maceraya devam edilir. Bak bu sefer isim benzerliği değil, bizzat önceki karakterin kendisi.
Yaşlılığında hidayete eren Han ve kankitosu Chewie dizi tekliflerini değerlendirirler
Han Solo "Ne? Daha bi film daha mı çekicez? Hem de sırf Han Solo'ya? Rahat bırakın lan, emekliyim ben!" diye söylenirken yetimimiz ile birlikte bir şekilde isyancıları bulurlar ve erat olarak yazılırlar. Bu sıralarda yetim kahramanımızda bir güç kıpırdaması hissedilir. Bunu kötü adamların komutanı da (Darth Vader ya da Kylo-Ergen) de fark eder. İsyancılar X-Wing'lere atlayıp kötü adam kooperatiflerine saldırırlar ve daha kabası yeni bitmiş olan Yeni Sahil Deathstar Sitesi... Pardon... Starkiller Cennet Konutları patlatılır. ("Ama bu sefer farklı, bu üç katı daha büyük! eki eki" diye de tşak geçmişler bir de, aslında dev bir poké topu)
Seni seçtim Poe Dameron! (Harflerin bazılarını atın, Pokemon oluyor!)
Filmin son sahnesinde Kudret ile tanışıp ufku açılan yetim kahramanmız koskoca bir gezegende tek başına inzivaya çekilmiş bir jedi ustası olan Yod.. ayy.. Luke'un yanında çırak olarak eğitime başlar.

20140330

Ocean


Ancak içimizdeki çocuğun gözünden görülebilen "daha fazla" bir dünya. Zaman ve hayat ekseninde insanların ve anıların nasıl değiştiği, detayların soluklaşması. Bu değişimler içinde yakınınızdaki insanlara yabancılaşma ve onları kaybetme korkusu. Neil Gaiman'dan Ocean at the end of the Lane.

"You don't pass or fail at being a person, dear."

"I don't remember how the dreams started. But that's how the way of dreams isn't it?" (Sf. 35)

She shrugged. "Once you've been around a bit, you get to know stuff."
I kicked a stone. "By 'a bit', do you mean 'a really long time'?"
She nodded.
"How old are you, really?" I asked.
"Eleven."
I thought for a while. Then I asked, "How long have you been eleven for?" She smiled at me. (Sf. 40)

"All the fighting and the dreams. It's about money, isn't it?"
"I'm not sure," said Lettie, and she seemed so grown-up then that I almost scared of her.
"Whatever's happening," she said, eventually, "it can all be sorted out." (Sf. 41)

"That's the trouble with living things. Don't last very long. Kittens one day, old cats the next. And then just memories. And the memories fade and blend and smudge together..." (Sf. 61)

Small children believe themselves to be gods, or some of them do, and they can only be satisfied when the rest of the world goes along with their way of seeing things. (Sf. 69)

Adults follow paths. Children explore. Adults are content to walk the same way, hundreds of times, or thousands; perhaps it never occurs to adults to step off the paths, to creep beneath rhododendrons, to find spaces between fences. (Sf. 76)

"I'm going to tell you something important. Grown-ups don't look like grown-ups on the inside either. Outside, they're big and thoughtless and they always know what they're doing. Inside, they look just like they always have. Like they did when they were your age. The truth is, there aren't any grown-ups. Not one, in the whole wide world." She thought for moment. Then she smiled, "Except for Granny, of course." (Sf. 152)

Different people remembers things differently, and you'll not get any two people to remember anything the same, whether they were there or not. You stand two of you lot next to each other, and they could be continents away for all it means anything. (Sf. 236)

20120829

Acayip Hikayeler: Beklenen Son

Galip Tekin'in "tuzlu suda" yaşayan hikayelerinden yola çıkılan Acayip Hikayeler dizisi ne yazık ki tahmin ettiğimiz gibi televizyon gibi bir "tatlı suda" yaşayamadı. Hatta yaşayamamakla kalmayıp sümük gibi bir şey oldu. Bu durumdan en baştan beri huzursuz olduğunu tahmin ettiğimiz Galip Usta bu ayki Penguen dergisinde konu hakkında bir bölüm çizerek hayal dünyasından günah çıkartmış. Acayip Hikayeler'in muhteşem sezon finali bu şekilde oldu.
İlgili bölümün bir parçası. Bölümü komple tarayıcıdan geçirip buraya koyayım demiştim ama çok üşendim.
Neyse ki şöyle bir de olumlu gelişme oldu, bu itici kuvvetle Galip Tekin tekrar dergilerde çizmeye başladı, son üç haftadır Penguen'de [Uykusuz?] kısa hikayeler çiziyor. Dizideki bölümlerin de çizgi romanlarını okumanız tavsiye edilir:
http://acayiphikayeler.com/bolumler.html


Hürriyet Kelebek'te çıkan konu ile ilgili röportajdan bir bukle:
Sosyal medyada da çok söz edildi bu işten... 
- İnternetten anlamam. Dizi hakkında internette yazılanları öğrencilerim bana çıktı olarak getirdi. Bir baktım hep güzel yorumlar. 100 kişiden dört kişi beğenmiyorsa, o dört kişi de benim fanatik okuyucum.
Kendi okuyucunuz neden beğenmedi sizce? 
- Çünkü onların kafa başka yerde. Aynısı olsun istiyorlar ama olmaz. Bizi sürerler, Taksim Meydanı’nda taşlarlar.
Televizyona birebir uyarlanmasının mümkün olmadığını siz de biliyorsunuz yani... Peki hoşnut kalmadığınız nokta ne?
- Bütün bu huzursuzluklarımın sebebi hayatımda ilk defa televizyona iş yapmamdı. Ama sonra sakinleştim, şimdi kuzu gibiyim. Alışma meselesi. Demek ki bu iş böyleymiş dedim. Sistem neyse o...
Sizin “Satıcı” başlığında çizdiğiniz köşe için “günah çıkarttı” diyenler oldu. O köşeyi çizmeye nasıl karar verdiniz ve başlığı neden Satıcı oldu?
- O benim kendime bir eleştirim, yaratıklarla aramda bir hesaplaşma... Benim okuyucumla, yaratıklarla aramdaki ilişki meselesidir o.
Ne mesajı vermeye çalıştınız okuyucunuza?
- İlla beni utandıracak mısın, yazıyor o köşede. Hapisten çıktım, param yok, hiçbir şeyim kalmadı. Allah’tan karşıma Metin Kalkavan çıktı, gel kardeşim dedi. Yaz bunu o zaman.
Peki gerçekten diziyle ilgili bir pişmanlık yaşadınız mı, karakterlerinize ihanet etmiş gibi hissettiniz mi?
- Yahu o espri, espri... Bu yeni nesil mizah dergisi okumuyor, sen okuyor musun?
Liseden beri, evet...
- Mizah dergisi okuyan birinin böyle bir sorması... “Neden yaptın”ı yok, mizah dergisi bu. Kendimizle dalga geçeriz, başkasıyla dalga geçeriz. Karikatür, Latince “caricare” kelimesinden gelir, anlamı saldırmak. Biz önümüze gelen her şeye saldırırız.
RTÜK olmasa hikâyeler birebir aktarılabilir miydi sizce?
- Yok. Yine bir otosansür koyardık.

20120410

Acayip Hikayeler


Haydi bakalım.. Galip Tekin'in hikayelerinden TV dizisi yapıyorlar. Galip Tekin verdiği bir röportajda TV'de yayınlanabilmesi için kendi otosansürünü koyduğunu, zaten koymasa kendisini meşalelerle yakabileceklerini [doğal olarak] belirtti. Gece yarısı yayınlanması da bir umut olabilir, ki sanmıyorum.

İlk bölümde Haluk Bilginer ve Şevval Sam oynuyor. Fragmanda da bir Hayko Cepkin gördüm sanki.



Çok da gerek yoktu aslında, Galip Tekin çizgi roman'da izlenir. Neyse, maksat arz eden kitlenin ufkunu açmak olsun diyelim.

Ekleme: Evet, dizi beklentilerimizi karşılayacak şekilde tırt çıktı. Fakat güzelce bir web sayfası yapmışlar; en güzel kısmı da her hikayenin çizgi roman halinin de bu sayfada bulunması. Koşun: http://acayiphikayeler.com

20090609

Weaponizers

Ollleeeeeyyyoooooooğğğğ!!!!

Diyerek bir giriş yapmak istiyorum sayın seyirciler.

Diskoveri kanalı nihayetinde işe yarar (!) bir belgesel ile karşımıza çıktı. [Kime göre? bana göre? daha kime? Çılgın Meks'e]

Weaponizers!

Yeni bir programın adı bu. Geçen günlerde ilk bölümü yayınlandı. [Torriklere dadanın, bizde yayınlanmıyor henüz]

Programda ikişer heriften oluşan iki ekip birer arabayı alıyorlar ve sağına soluna zırh, silah, balta, havai fişek (?) gibi şeyler takıp mad maxize ediyorlar. Bu da yetmezmiş gibi bir de uzaktan kumandaya bağlayıp bilgisayar oyunu gibi kontrol edip kapıştırıyorlar.

Kapıştırmak derken öyle ucu yastıklı sopalarla dövüşen amerikan gladyatöreri gibi değil, bildiğin havaya uçuruyorlar aletleri.

Bilimin ve paraların böyle şiddet yanlısı gelişimden uzak belgesel (!) programlarında harcanmasını şiddetle [fiziksel şiddet] destekliyoruz.

Remember... Drive offensively!

Ahada fragman:

20080623

Death Race (2008)

Kaportamdaki minigun..
Carmageddon'a büyük oranda ilham veren tee eski Death Race 2000 filminin yeni bir versiyonu bu sene vizyona giriyor. Yeni filmin adı "Death Race".

Filmin baş rolünde Transporter serisinden hatırlayacağımız Jason Statham var. Eh, bunu söyledikten sonra filmin nasıl bir şey olacağını az çok tahmin etmişsinizdir; bol patlamalı, çok adam öldürmeli, araba devirmeli aksiyon. Bir de hoş bayanlar var tabi.

anne bak kafam fotoşop olduee!

Hikaye:
Filmin hikayesi klişelerden oluşuyor ama dert mi? değil. önemli olan: "post apokaliptik ekşın iz in da town".

Jensen adındaki esas oğlanımız karısı öldürdüğü iddiası ile hapse düşer. Tabii bu bir komplodur. Fakat esas oğlanımız istifini bozmaz ve paşa paşa hapse girer. Yakın gelecekte geçen bu hikayede dünyanın en popüle sporu da hapishanelerde düzenlenen ölüm yarışlarıdır. Bizim eleman da isteği dışında bir şekilde bu olaya sürüklenir ve bu çarpık düzenin cenital bölgesine tekmeyi basmak için yola koyulur.

Nedir Olayı?
Tabii ki post apokaliptik arabalar ve bu arabaların bir birine girdiği -bence- muhteşem aksiyon sahneleri. Daha ne olsun? HA? DAHA NE OLSUUĞĞNNN?

aha budur olayı.. Mustang.. Yirim.

Trailer:
http://video.yahoo.com/watch/2895485/8306623

IMDB:
http://www.imdb.com/title/tt0452608/

20080321

10.000 minyon baloncuk...

Yeni bir film ve yeni bir inceleme ile karşınızdayım efendim. Bu hafta sizlerle birlikte "Millatan Önce 10.000 Fırça Darbesi" adlı filme göz atacağız.

[Dikkat, bu yazı çeşitli "katil uşak" tarzı gazını kaçırmalar, adült sahneler içerebilir]
Fakat filme asla gitmeyeceğiniz için, tv'de oynasa bile izlemeyeceğiniz için okuyabilirsiniz.

Bundan çok çok zaman önce, çok uzak bir dağın başında Dudududugiller adında bir kabile yaşarmış. "Heyiii-hoo heyi-yooo" şeklinde dans ederek eğleşirlermiş. Kabilenin ileri gelenlerinden bir üyesi ile ileri-geri giden, tutarsız başka bir üyesi ile aralarında şöyle bir konuşma geçer:

"Ulan ne tırt kabileyiz be abi.. yıllar geçti bir seçilmiş kişimiz çıkmadı.. Bizim neyimiz eksik be abi? he be abi?"
"Evladım sabırsızlanma, film daha yeni başladı. Elbet çıkacak birazdan."
"Ne bileyim abi, inancımı kaybetmek üzereyim, kendimi sorgulamya başladım, oha felan oldum"


Netekim, filmin daha 15. dakikasında bir kehanet, bir işaret, bir seçilmiş kişi çıkar bile. Direk aksiyona girelim diye bu kısımda seyirciyi kasmamışlar. Fakat seçilmiş kişi dediğimiz yine başka bir klişe ile şans eseri seçilmiştir. Yani bir diğer şekilde "sıçılmış kişi" diyebiliriz adına. Hatta diğer arkadaşları "Şans sıçıyor pevenemk" şeklinde de baktılar bir ara. İşaret dediğimiz de kabilenin ormanda bulduğu mavi gözlü bir kız çocuğu. Tabii ki seçilmiş eleman buna aşık oluyor, söylememe gerek var mıydı?

Neyse efenim, kehanet dedik, dört ayaklı iblisler gelecekmiş, bu Dudududugillerin kökünü kurutacakmış, bir savaşçı çıkacakmış, mavi gözlü kızı dağa kaçırıp soyu devam ettirecekmiş. Olay bu. Tahmin edeceğiniz gibi dört ayaklı iblis dedikleri atlı adamlar, üç ayaklı deseydi daha korkutucu olurdu bence, düşünsenize köyünüzü zenciler basıyor, abou.. Kökünü kurutma olayını da pek yakalayamadım, köyün bir kısmını kaçırıp gittiler, kalanları bana versen iki köy daha çıkartırım sana, ne kök kuruması? Bıragallasen.

Neyse efenim, tahmin ettiğiniz gibi esas kız bu baskında kaçırılır, esas oğlan peşine düşer. Ve artık burada klişelerle bezeli amansız maceramız başlar. Filmde de dediği gibi "Sonun başlangıcının ortası başlamıştır, go go go." İlk klişe olarak kız oğlanın ona hedaye ettiği kolyeden parçalar bırakara iz bırakır [hansel? ekmekleri yere atma evladım, günah].

Sonrasında ki bir klişe esas oğlanımız etçil, abzıman, uzun dişli, vahşi, yırtarcasına bir hayvanı düştüğü bir çukurdan çıkartarak hayatını kurtarır, bu abzıman hayvan da onu oracıkta yemez [bak sen] hatta utanmadan filmin ilerleyen bir sahnesin hayatını kurtarır. Bu ne abicim? Bi tane çizburger gelecek, benim hayatımı kurtaracak, ben de sonra oturup onu afiyetle yemicem? Yav, git!

Buradan başka bir klişeye atlıyoruz. Bizim oğlanın kızı kurtarmak için çölü aşması gerekmektedir. Çölün yanı başında ikamet eden dostçul bir kabilenin çok bilmişleri:

"hocam çölden gidilmez ya, bırak yaa.. her yer kum, her yer aynı.. bir girsek gözümüz başımız döner, önümüzü bilemeyiz, yuvarlak çizeriz, bırak kim gidecek şimdi oraya.. sıcaktır hem.. çişim var."

diyerek üşenirler. Olay çölde yön bulunamayacağıdır. Ve çözüm de tabii ki filmin başından beri gözümüze gözümüze sokulan, esas oğlan ile esas kızın arasında geçen kutup yıldızı muhabbettindedir:

oğlan: "hayatım bak şurada parlak bi yıldız var, heb sabit.. benim pipim de her zaman sabit, dokunmak ister misin?"
kız: "ay bilmem ki.. kikiki.."

Seyirciden beş dakika sonra oğlana da dank eder ve çölde yıldıza bakarak, yani çükünün doğrultusunda ilerleyerek, yolunu bulur. Hatta direk kötü adamların piramitine çıkar yol. Koca dünyada her yerleşke bir çizgi üzerinde zaten. Yürüdükçe geliyor.

Kötü adamlar dediğimiz alternatif Mısırlı ve Atlantisli kırmaları. Piramit inşaatında çalıştırmak için amale topluyorlarmış meğer.

Bizim esas oğlan şantiyeye girer, amale kılığına girip şantiyeye sızmak ister ama yanlışlıkla Amelié kılığına girer. ve ne yazık ki orada çalışan bir amale olan genç İbrahim onu farkeder, bıyık burar. Bundan gerisi Belbüken Dağı, anlatamıycam. Bi saniye, ben o kısımda uyuduğum için öyle oldu sanırım, olaylar daha farklıydı bu kısımda, neyse.

Neyse efenim, bi şekilde saçma sapan bir isyan başlatır, savaş, kargaşa, komiklik, şakalar derken tabii ki bizim elaman döver herkesi. Sonra esas kız ile tam kavuşacakken yan kötü adamlardan birisi "sana yar etmem onuğğ!! hıaark!" diye kızı öldürür. Bu film klişesi yüzünden adamın 10 metre çapındaki herkes fenalık geçirir.

Fakat, Holivut böyle bir sona izin veremez, herkes hapili livt teraftır olmalıdır! [halk mutlu son ister gibi bir önyargı]

Teee anasının düğünündeki köylerinden köyün deli anası uydudan ruhunu kıza yönlendirir ve kendi hayatını kıza verir. Kız ölmez, yaşlı kadın ölür yani. Şimdi benim bu noktada bir teorim var. Bilimum fantastik filmde bir insanın ruhu başka bir bedene geçerse o insanın kişiliği de geçer, karşıdakine hayat vermez. Şimdi bu bağlamda aslında ölümden dönen esas kızımız değil de kızın bedenine yerleşen yaşlı teyzemiz olmuş olmuyor mu? Eleman bunu farketmiyor, teyzemiz de "oh ne güzel 120 yaşımdan sonra kukum bayram edecek, oğlan da pek yakışıklıymış" şeklinde olayı bozmadan devam mı ediyor nedir? Seçilmiş kişi, sana sesleniyorum!! o kız senin kız mı, bak bakalım!

Neyse, her türlü spoylırı ve hatta filmde olmayan ayrıntıları da anlattığıma göre bu haftaki incelememizi bir dörtlük ile sonlandırabiliriz:

Yüce dağlar karlarla kaplı,
Kemiktendir mızrağımın sapı,
Mısrılı arkadaşım artislik yapma,
Burnundan alırım senin havanı.
yea.

20080306

Svini Todd vs Sevil Berberi - Foyt!

Mirabayın sevgili okuyucu kitlem,

Bir sinema bölümümüzle daha beraberiz.
Bu hafta sizlerle Coni, Tim ve Helena üçlüsünün yeni filmi "Svini Tod: Zındık Berber of İffet Sokağı" adlı filme bir göz atacağız.

Saf ve küçük pipili bir berber olan Benjamin biricik karısı ile güle oynaya çiçek toplamaktadır. Bu sırada oradan geçen kötü kalbi, hayvan, eşşoğlu eşşek, pis bok, salak, kaka, çiş yargıç Montogmeri [ismini unuttum, idare edin] "bugün ne gibi bir kötülük yapsam?" diye düşünürken bizim bu saftirikleri görür. Ve kargıç Montgomeri'nin sadece kötülük için çalışan beyin kasları alengirli delongirli bir plan yapmaya başlar.

Benjamin [birazdan Svini Tod olacak ismi, şaşırmayın] bir gece vakti çöpü çıkartmaya gittiğinde morgıç Montomeri'nin adamı Faresurat Cim tarafından tutuklanır. Sebebi de cami avlusuna işemektir. DNA testi Benjaminin çişiyle uyuşmaktadır. Benjamin nerede bu zamanda DNA testi? kimi kandırıyorsunuz? diyemeden apar topar Sona adlı bir hapishaneye ömür boyu kapatılır.

İşemediği bir çiş
yüzünden hayatından, karısından ve biricik kızından olan Benjamin kendini otuzbire verir. Evet, çok karaktersiz çıktı di mi? İnsan bir intikam yemini falan etmesini bekler adamın. Ama yok.. varsa yoksa lizvişıs, sororiti görl.

Böyle böyle yıllar geçer, Benjamin kalsiyum ve protein eksikliğinden hafiften kafayı sıyırır. Tik falan başlar gözünde. Sonra bu yarı akıllı haliyle jeton düşer ve intikam için geri döner. Hapishaneden hangi ara çıktı diye soranlar, siz susun biraz.

Buraya kadar çok sıkıcıydı değil mi bi tanelerim? Bundan sonra da çok açılmayacak, merak etmeyin.

Neyse efenim. Bu Benjamin gider nüfus dairesinden ismini değiştirtir, dedesinin ismi olan Svini Tod'a geçer. Sonra gider bir etli börekçinin üst katında dükkan açar. Amacı açıkgıç Montomeri godoşunu punduna getirip mortingen etmektir. Bu çingen ağzı ona hapishanedeyken geçmiştir, abe hoşt.

Gel zaman git zaman çavuş Montgomeri bir türlü gelmez bunun dükkanına. Subuti Tod ise can sıkıntısına adam kesmektedir. Adam keserken bir taraftan da "bir de yetmez beş tane, beş de yetmez on tane, ver ver ver, ver Allah'ım ver" diye şarkı söyler. Ha, söylemeyi unuttum, film müzikal.

Bu arada aşağıdaki hanımkızımız Misis Lovett da boş durmaz, kesilen adamların etlerinden börek yapar. Ama bilmez ki "you are what you eat". Tabi insan eti yedikçe kurdeşen olur. Hertarafı pis pis isilik olur kadının. Ay çok iğrenç.

En son Svini Tod şarkı söylerken intikamı falan unutur, sesinin buğusuna kapılıp kariyerini bu yönde ilerletmek için Brodvey'e taşınır. Sonra başından geçenleri bir müzikal ile aktarır. Ve bu müzikal günümüze kadar uzanır.

heeey serraaa seraaaaa!
vat evır ay vil biiii vil biiiiiii!
ay askmay madıııır !
yes!


öptüm sizi.

20071123

Kaos, Macera, Keşfetmek.. Yol Filmleri

Post apokaliptik sevenlerin ilgilenebileceği "yol filmleri" listesi yaptım kendi çapımda. Hepsini izleme fırsatım olmadı ama filmler hakkında okuduklarım kadarı ile ilgili olabilecek her şey listeye koydum. Sonra gelip bmk, "bu ne biçim film?, "ne alaka?", "yıvranç bir film!" diye kapıma gelmeyin. Hepinizi Thunderdome'a alırım, bir kişi çıkar.

Şimdi, kemerlerinizi bağlayın..

Rat Race: (1960) Eh işte.. Geyik bir filmdir.
The Wild Angels: (1966) Hell's Angels on Wheels [altta] filminin abisi.
Bonnie and Clyde: (1967) Natural Born Killers'ın ilk hali gibin. Hatta gibisi fazla.
Hells Angels on Wheels: (1967) Jack Nicholson var lan. Ünlü moturcu çetesini anlatıyor. Full Throttle gibi ekip.
Easy Rider: (1969) İzlemeyenin pipisi itina ile kesilir diye tehdit ettiler.
Hell's Belles: (1970) Afişine kanıp listeye ekledim, evet.
Duel: (1971)
Vanishing Point: (1971) Güzel diyorlar. İzlemedim, pipimi kesebilirler.
Badlands: (1973) Afişini gördüm, direk koydum listeye.
Smokey and the Bandit: (1977) Eğlencelik bir filme benziyor. Hatta devamını da çekmişler. [öneri için berk'e teşekkürler efem]
Convoy: (1978) Kamyoncuların kafası atar da birlik olurlarsa ne olur üzerine enteresan bir film. DVD'sini buldum geçen gün, izlenmek için bekliyor.
The Blues Brothers: (1980) Müzikli eğlenceli bir film. İzlemezseniz pipiniz dans ederek uzaklaşır sizden.
The Cannonball Run: (1981) Cümbüşlü, aksiyonlu bir film. Bomba bir kadroya sahip. Cümbüşü gören Ceki Çen gelmiş.
Fandango: (1985) Emin değilim. Konuyla alakasız olabilir.
The Hitcher: (1986) Bu filmi bilmiyorum ama bir potansiyel.
Wild at Heart: (1990) Emin değilim, izlemedim.
Harley Davidson and Marlboro Man: (1991) Hikaye tam olarak yolda geçmiyor ama izlemeyenin pipisi kendiliğinden düşer.
Natural Born Killers: (1994) Bonnie&Clyde'ın devamı gibin. [:D]
From Dusk Till Dawn: (1996) Tarantino ile Rodriguez ilk kez Voltranı oluştururken. Süprizlerle dolu bir film.
Children of Men: (2006) Zaten bizzat post apukaliptik film olarak geçiyor.
Wild Hogs: (2007) Bir filmin adı "Çılgın Motorcular" olursa ben o filme gitmeye korkarım. Korkarım, izlemedim. Korkarım yine de bir yol filmi. Korkarım önyargıdan. "yine-ben" adlı arkadaşımıza teşekkür ederiz.

20070501

Polisiye Gerildim

Haluk Bilginer ve Özgü Nemal'ın oynadığı Polis, bir piskolojik gerilim filmi. Gerçek Kesit tadındaki diyalogları dinlerken insan geriliyor.

Esas adamımız olan Rami Bey, forvırt meyıllardan okuduklarını ["mermi gittikçe hızını yarısına düşürür, ve teoride asla hedefe varamaz" ve benzeri geyikler] çevresindekilere anlatarak yıllar sonra ortamda çok süper karizma yapmış bir cinayet masası polisidir.

Bir cinayet masası polisi olarak mafyadan adamları temizleyen Rami Bey, en son olarak ajan smith'lerden oluşan bir mafya kuruluşuna bulaşmış, önemli birinin kardeşini mi ne öldürmüştür.

Bunun üzerine bu önemli biri [bu ajan smith'lerin büyüğü oluyor] bizim Rami'ye "bittin sen Rami! tuttun ya, Rami!" der ve el kol hareketleri yaparak uzaklaşır.

Rami'de bakar 2 aylık ömrü kalmış [adamın aynı zamanda kanser olduğunu tahmin etmişsinizdir diye söylemedim], bir yandan son bi kere çıtır götüreyim, bir yandan da bu mafyayı gömçerteyim diye gaza gelir...
... ama hiç bir şey olmaz.

Ha, bir de arada hatun vardı.. Onu da anlatayım. 50'li yıllardan beri aynı kıyafetı anadan kıza geçiren, garip bir ailenin kızıdır Funda. Bir de rol yapamamaktadır, ama bu eksikliğini satrançtaki başarısı ile kapatmaya çalışmaktadır. Bunda başarılı mıdır? hayır.

Neyse efendim, bizim bu Rami'nin orta yaş krizinin üstüne "2 aylık ömrüm kaldı, sokakta çıplak dolaşsam ne yazar, hiieyt bea!" piskolojisi birleşince [voltran] bu hanım kızımıza asılmaya başlar. Yok efendim akşamları gizlice kız evdeyken kızın evine girip çoraplarını çıkartmasını izlemeler, dans ederken poposunu ellemeler derken en son işler iyice rayından çıkar, kız kıllanır ve adama küser. Ve ardından adam özür dilemek gibi bir bahaneyle tekrar kızla buluşur...
Sonlarda Eşkıya filmindeki gibi [aha şindi hepsinin pekmezini akıtacak!] bir final sahnesi beklentisi içindeyken yazıların çıkması seyirciye filmin bittiği mesajını vermekte. [Sonunu söyledim gibi ama aslında söylemedim gibi]

20070214

Plymptoons

MTV'yi henüz keşfetmiştim, 90'ların başlarındaydık sanırım. O zaman rap ve hiphop müzik dışında bir şeyler çalıyordu MTV.. [gerçi son zamanlarda bir "goth" akımı başladı da az buçuk güzel şeylere rastlayabiliyoruz arada.. HIM yeniden piyasa oldu, Evanesence diye bir şey çıktı.. ne bileyim] Metallica'dan Unforgiven ve Cranberries'ten Zombie kliplerini görmüştüm ilk defa ve sonra reklam aralarında garip garip animasyonları da görünce "aaa.. ne güzel kanalmış lan buu.." demiştim.

Aradan 10 yıldan fazla bir süre geçti, MTV dandik "hiphopçu"ların ve "repçi"lerin [hiphop'a ve rep'e dandik demiyorum, hiphop'un ve rep'in dandik olanı diyorum, yanlış anlaşılmasın] eline geçti, sonra gençleri "hafif" bir yaşam stiline özendiren, cinselliğin suyunu çıkartıp içini boşaltan bir beyin yıkama makinesi haline geldi. Neyse efendim, konuyu çok dağıtmayayım, eskiden olan o aradaki "garip garip animasyonlar"dan bir tanesinden bahsedecektim; Plymptoons.

ARA NOT: "Garip garip" diyorum ya, o zamanlar sansür sistemi o kadar nüfuzlu değildi, ekranlarda çok daha farklı şeyler görebiliyordunuz [ha, şu andaki sansür sistemi de nasıl bir sistemse anlamsız popo-meme'den geçilmiyor o ayrı..]. Lafı dağıttım yine, şey diyecektim, aşağıda bazı youtube linkleri vereceğim örnek olarak, içinde şiddet [gore] içerenler olabilir. Neyse efenim.. Başlıyoruz, mısırlarınızı hazır edin.

Plymptoons
Bill Plypmton denen bir adamın bilinçaltından çıkan animasyonlar.. Bu adam MTV için yaptığı kısa animasyonlarla meşhur olmuş, şu anda hala animasyon üzerine çalışmaktadır.

Animasyonlarında insan vücudunun garip ve komik deformasyonları [özellikle yüz bölgesinde, hani şu Beterböcek [Beetlejuice] filminde Adam ile Barbara'nın korkunç olmaya çalıştıkları sahnedeki gibi] ön planda olmuştur. Neyse çok uzatmadan örnek vereyim [youtube sevmeynler kusura bakmasın]:

How to Kiss [Öpüşme Teknikleri]
düşük seviyede görsel iğrençlik içerebilir
http://www.youtube.com/watch?v=yVKQCCpUI78

25 Ways to Quit Smoking [Sigarayı bırakmanın 25 yolu]
İçlerinde en masumu
http://www.youtube.com/watch?v=Bq5MYVvej9A

Your Face [Yüzünüz]
Bill Plypmton'un MTV'de ilk yayınlanan animasyonu
http://www.youtube.com/watch?v=IWZ8qILSsM4

Guard Dog [Bekçi Köpeği]
Youtube habire "şiddet içieriği yüzünden kaldırdık" diyor, yeniden birisi post ediyor. O kadar da değil bence. Kaldırılmış olursa "guard dog" diye aratıverin.
http://www.youtube.com/watch?v=TzU5xfj8gtk

Hair High
Bill Plypmton'ın en son yaptığı uzun metrajlı bir filmin fragmanı.
http://www.youtube.com/watch?v=t6ouNYYZfKM

20070107

Tank Girrrl!

Çizeri Jamie Hewlett [Gorillaz'ın çizeri, manyakadam] olan, Alan Martin'in ve Peter Milligan tarafından yazılan 90'lı yıllara ait, post-feminist, post-apokaliptik, kült bir İngiliz çizgi romanı.
Adından da anlaşıldığı üzere Tank Girl, tank sahibi bir hanımkızımızdır. Bu tank aynı zamanda onun evidir, Avutturalyanın ["t" ile, evet] çöllerinde bir oraya bir buraya dolaşıp durur. Ortam da post apokaliptiktir, med meks gibin ama daha renkli, komik, küfürbaz ve seksidir.

Önceleri Avutturalya'nın bir güvenlik kuruluşu için çalışan Tank Girl, son gittiği görevin elinde patlaması yüzünden [öyle böyle değil] kanun kaçağı durumuna düşer ve olaylar gelişir demek isterdim ama olayların devamlı bir kurgusu yoktur, tank girl'in kendisi gibi hikaye de son derece düzensiz, kaotik ve komiktir.


Anti-kahramaniyemiz TG'ye bu garip maceralarında ona birbirinden renkli karakterler eşlik eder: Booga (bir kanguru ve Tank Girl'ün erkek arkadaşının mutasyonu), "Camp Koala" ve "Mr. Precocious" adındaki peluşlar, Stevie, Barney, Sub Girl ve Jet Girl. [Evet, Jet Girl'ün bir jeti ve Sub Girl'ün bir denizaltısı vardır, kardeş değiller]

İlk maceraları İngiliz dergisi "Deadline"da çıkan TG, daha sonra da kendi başına bir kaç sayı çıkmıştır.

Çıkan sayılar şöyledir:
  • Tank Girl - Volume 1: 1991 yılının Mayıs ve Ağustos ayları arasında çıkan siyah beyaz 4 fasikülün bir araya gelmiş, renkli versiyonu. Yayın evi: Penguin books
  • Tank Girl - Volume 2: 1993 yılının Haziran ve Ekim ayları arasında çıkan siyah beyaz 4 fasikülün bir araya gelmiş, renkli versiyonu. Yayın evi: Dark Horse
  • Tank Girl - The Odyssey: 1995'in Haziran ve Ekim ayları arasında çıkan renkli 4 fasikülün bir araya gelmiş versiyonu. DC'nin Vertigo'su tarafından yayınlanmıştır.
  • Tank Girl - Apocalypse: 1995 Kasım and 1996 Şubat ayları arasında çıkan renkli 4 fasikülün bir araya gelmiş versiyonu. DC'nin Vertigo'su tarafından yayınlanmıştır.
  • Bir de 1995 yılında Penguin Books tarafından Filmin çizgi romanı çıkartılmıştır.
Evet, film dedim çünkü bir de filmi var meretin. 1995 yılında Rachel Talalay'ın yönettiği Lori Petty'nin [No Doubt'un solisti Gwen Stefani'ye çok benziyor filmde] oynadığı bir film var. Yönetmen Talalay, filmin stüdyo tarafından çok müdaheleye uğradığını, istediği gibi olmadığını belirtmiştir. Film başarıya ulaşamamıştır, ardından "Deadline" dergisi de batınca TG'ün daha da sayısı çıkmadı.

Çizer Jamie Hewlett, Gorillaz ile yakaladığı başarısı sayesinde TG'yi tekrar canlandırma planları içinde olduğunu duyduk ama sanki gibi belki, evet.


Kanyak [Evet kanyak, içinizi ısıtır..]: Wikipedia

20061226

Yârim ayaklarını suya sokmuş..

Sinema köşemize hoşgeldiniz sevgili ziyaretçiler. Bugün size Em Nayt Şamaroğlan'ın son filmi olan Leydi in dı Vatır'dan kısaca bahsedeceğim.

Klevlınd Hiip adlı kapıcı bi arkadaşımız site formatındaki bir apartmanının bokunu püsürünü toplamaktadır. Günlerden bir gece, sitenin [apartman diyemeyiz, buna karar verdim] havuzunda çıbıl çıbıl oynayan bir velet görür. Tam elindeki süpürgenin dibiyle pekmezini akıtacakken bu veletin aslında bir deniz insanı olduğunu anlar [öyle zart diye, ansızın]


Bu deniz insanı bağyan aslında bir görev için gelmiştir ve insanlara vereceği bir mesajı vardır. Bizim bu kapıcı dostumuz da bu noktada az biraz "chosen one" moduna girer. Bu arada site [apartman mı lan yoksa?] de site değil, adeta tımarhane gibidir. Her cins adam, kadın ve kadınadam mevcuttur. Bir tane adam var misal; çavuşa hadoken yapmaktan sadece sağ tarafındaki kaslar gelişmiş, böyle yaratık gibi bir şey olmuş.


Bir de bütün bunlar yetmezmiş gibi bu deniz hatunun peşine artık nerenin hayvanı olduğunu bilemediğim, bir kurt-bitbull-kangal karışımı bi hayvan takılır. Bunun üzerine kapıcı adam apartmanda bir ekip toplar ve olaylar daha da ilginç bir hal almaz..

Bütün bu kabız gelişmeler arasında bu Klivlınd amcabey hatuna yazıyor mu yazmıyor mu anlamış değilim. Ulan terbiyesiz, reşit değil o kız daha! Bazı yakın sahneler görür gibi oldum, Şamalayan ayağını denk al!.

Bir de hatunun saç rengi her sahnede değişiyor muydu ne??

Son olarak, bu Şamyalayan denen adam filmlerinde görünme olayını daha da abartıp kendine uzunca bir yan rol kapmış ve filmde sık sık görünmektedir. Bu hızla giderse 2 film sonra baş rolü kapar. Hanada şuraya yazıyorum.

Şamalayan sevenler gitsin görsün, gerilim filmi değil, duygusal film de değil, macera hiç değil. Film bile değil. Ne ki bu? Aa.. Şimdi farkettim, atari oyunuymuş.

20061223

Sanatsal linkler volüm bir

DeviantArt - Abarik.

ConceptArt.org - Abariko.

Gnomon Workshop - Öğrenirken eğlenelim. Yes mi? Olrayt.

Conclave Obscrum - Rusyanın köyünden sizin için getirttik.

Wasted Beauty - Üstteki köylünün benzeri, saykodepresifohannes başka bir adam.

Sonny Liew - Çizgili Romancı, Konsept tasarıcı. Peter Chung tarzına benzettim.

Pixelgirl Presents - Bilgisayarınızı kaplayın.. Duvarkağıdı ile. Şimdi duvar kağıdı mı kaldı azizim? nano tekolojili diye bir boya çıkmış, böcük yiyormuş.

We Make Money Not Art - Enstalasyon, performans, entel kuntil işler. Bieanal Binali.