20151230

Star Wars: Force a New Hope

Merabayn bayanlar baylar,

Bu bölümümüzde yeni Star Wors'un aslında ilk Star Wors (Episoyd 4) olduğunu, bütün hepsinin bir Iluminati komple teorisi olduğu konusunda gözlerinizi açacağım. Hazırsanız salona doğru geçelim, sinema salonuna. Ödev olarak ilk film A New Hope'u izlemişsinizdir umarım, sorular hep oradan çıkacak birazdan çünkü.

DİKKAYT! DİKKAYT!! ŞPOYLER ALARMI!!

Filmi izlemediyseniz (Nasıl oluyorsa?) ve okumaya devam ederseniz "Anaaaa... n'oldu ya öyle?" ya da "Vaaauuuv" hatta "Ahanda Chewie normal konuşuyormuş ya?" gibi etkileri azaltıcı, Brus Vils aslında hayaletmiş gibisinden şeyleri patadanak okuyacaksınız. Uyarımı baştan yaptım, hiç bana boşuna küfretmeyin.

Fak yu!
İlk sahnede Stormtrooper'lar bir isyancı gemisi.. pardon köyünü basarlar. İsyancı kahramanlarından birisi olan Lei..eee pardon.. Poe bir droid'in içine önemli bir takım planlar saklar. Darth.. Ryu-Ken.. neydi lan.. neyse maskeli ergen isyancı kahramanımızı yakalar ve planların yerini öğrenmek için kendisine işkence yapar.

Sonraki sahnede, bir çöl gezegeninde çetin koşullarda hayatta kalmaya çalışan yetim karakterimiz Luk.. ee.. Rey ile tanışırız.
Geri Dönüşüm dedikleri bu olsa gerek?
Önemli bir takım planları taşıyan droidimiz R2-BB-8 bu çöldeki yetimle karşılaşır. Hatta yine bir ara çöldeki çöpçülerden (scavenger) droid'i kurtarır. Çöpçünün Jawa'ya benzemesini geçtim, eleman bir nevi sandcrawler sürüyor.
Fotoşop mu? Zamanda film kayması mı?
Hikaye yazmanın tee Odesa'ya dokunan kuralı olaraktan kahramanımız evini terk eder ve bilmediği coğrafyalara doğru yola koyulur. Bilmediği derken aslında bildiğimiz Cantina sahnesine gelir, çok da uzaklaşamadık. Ha, burası Mos Eisley değil miydi? E, bunda da Millenium Falcon var? Emin misin? Cantina sahnesinde Yoda'nın ablası ile tanıştıktan sonra Han Solo ile tanışılır ve bir hurda yığını içinde maceraya devam edilir. Bak bu sefer isim benzerliği değil, bizzat önceki karakterin kendisi.
Yaşlılığında hidayete eren Han ve kankitosu Chewie dizi tekliflerini değerlendirirler
Han Solo "Ne? Daha bi film daha mı çekicez? Hem de sırf Han Solo'ya? Rahat bırakın lan, emekliyim ben!" diye söylenirken yetimimiz ile birlikte bir şekilde isyancıları bulurlar ve erat olarak yazılırlar. Bu sıralarda yetim kahramanımızda bir güç kıpırdaması hissedilir. Bunu kötü adamların komutanı da (Darth Vader ya da Kylo-Ergen) de fark eder. İsyancılar X-Wing'lere atlayıp kötü adam kooperatiflerine saldırırlar ve daha kabası yeni bitmiş olan Yeni Sahil Deathstar Sitesi... Pardon... Starkiller Cennet Konutları patlatılır. ("Ama bu sefer farklı, bu üç katı daha büyük! eki eki" diye de tşak geçmişler bir de, aslında dev bir poké topu)
Seni seçtim Poe Dameron! (Harflerin bazılarını atın, Pokemon oluyor!)
Filmin son sahnesinde Kudret ile tanışıp ufku açılan yetim kahramanmız koskoca bir gezegende tek başına inzivaya çekilmiş bir jedi ustası olan Yod.. ayy.. Luke'un yanında çırak olarak eğitime başlar.

20150729

Teletubbies

In not-so-distant future, man took a step further in the technology oriented life style. Fanatics transformed their bodies to mostly machines, integrated antennas and monitors on themselves and finally lost their humanity. A war sprung between them and the conservative naturalists. This fourth world war began and ended in a single day.

A handful of survivors from these revolutionist transformists grow a little conscience and realise the catastrophy they created. They tried to breathe life back to earth in an oasis of land piece they found.

Unfortunately, their research and experiments to give life back to earth among repopulation and reanimation of lost life forms failed. And they finally gave up. 

They accepted the fact that they are the last living things on earth with the bunnies they kept for the experiments.

They released the rabbits and waited for their own lives to end in a delirious state of mind.

The little man in the sky was watching them, laughing at their misery.


20150720

Renkler, bi susun


Uykum var, ama uyumam yok. Okumam var, ama yazmam yok der gibi. Yine zararsız ve ucuz yoldan gerçekle hayal arasındaki asma katta sıkıştım. Gerçeği görüyorum ama gözlerim hayalde.

Gözlerim açıkken göremiyorum, kapatınca her şey çok net. Retinamdan ışığın geçişini çeşitli duyularla hissediyorum. Maviler kadifeye dokunur gibi huzur verici, Kırmızlar ise bir zımparanın açık yarana sürtmesi gibi can yakıcı. Beyaz, vanilya tadında ama çok şekerli, mide bulandırıcı. Siyah'ta da karanfilin verdiği acı bir ferahlık var.

20150715

Sıcaktan

Yemyeşil ağaçların ve simsiyah asfaltın kesiştiği bir noktada, o yavşak, yapışkan, alerjik polenlerden bizi koruyan hava geçirmez camların arkasında, soluyacağımız havayı temizlemesi gereken genzi balgamlı havalandırmanın altında, belimi iki yerinden sakatlayan ergonomik sandalyemin üstünde, günümün bir sekiz saatini daha paraya dönüştürüyordum. İçerideki hava artık katı hale geçmiş, ciğerlerime dolmakta güçlük çekiyordu. Ter bezlerim her an patlamaya hazır bir ergen gibi tetikteydiler.

Yanımda bir adam belirdi, sadece gözümün yanıyla baktım. Göz teması gereksizdi uzun zamandır, monitör yeterliydi iletişim için. “Klimayı açayım bari, sıcaktan beynin sulanmış senin” dedi. Klimanın düğmesine bastığında kibar bir bipleme sonrasında tavandaki deliklerden ince ince gök kuşakları süzülmeye başladı. Renkler içimizden geçip giderken tüylerim diken diken oldu.

Teşekkür etmek için adama döndüm, gülümsemesi kulaklarına vardı. Deyim olarak değil, gerçekten. Yavaş yavaş kulaklarını da geçti, ve sonunda kafasının arkasında birleşti gülümsemenin iki ucu. Kafası bu yatay çizgide ikiye ayrıldı; altta kalan çene ve geri kalan tüm vücudu bir balon gibi yavaşça sönmeye başladı. Minicik, havası gitmiş ve kafasının üst yarısı olmayan bir adamcık yerde yatıyordu şimdi. Üst kafa ise yarım ağızla sırıtarak (hayır, bu da deyim değil, sadece üst yarısı olan bir ağız) havada bir UFO gibi asılı duruyor ve gözlerini kırpmadan bana bakıyordu.

Yavaşça uzaklaştım masamdan. Uçan yarım kafa mesafesini koruyarak arkamdan gelmeye devam etti. Hızlıca lavaboya girip kapıyı arkamdan kilitledim, kapının dışından yumuşak bir çarpma sesi geldi, sonrası sessizlik. Neyse, atlattım diye düşündüm. Heyecandan gelen çişimi yapmak içim pisuvara yanaştım. Hmm.. az su içiyormuşum diye geçirdim aklıma idrarın koyu rengine bakarken. O sırada omuzumda bir karaltı hissettim yine. Başımı çevirdiğimde yarım kafa ile göz göze geldik. Yavaş yavaş yükseldi ve bakışlarını omuzumdan aşağı çevirdi.

Ben de aynı yere baktım. Pisuvarda biriken idrarımın daha da koyu bir renk almaya başladığını fark ettim. Git gide yoğunlaştı, iyice karardı ve yükselmeye başladı. Bir el şeklini alarak yoğun bir sıvı halinde yükselmeye devam etti. Geri çekildim, fermuarımı toparladım. Sıvı git gide ağırlaşıyor ve genişliyordu. Pisuvar çatırdamaya başladı, kısa sürede dayanamadı ve parçalanarak LAAAAPS! diye yere düştü.

İçindeki artık siyah olan sıvı saçılmadı. Büyük yumuşak bir pilates topu gibiydi ve büyümeye devam ediyordu. Yavaş yavaş bir şekil almaya başladı. omuzumun üstünde havada duran yarım kafa bir kaç tür etrafında döndükten sonra şekillenen figürün üstünde durdu. Vücut bulan sıvıya dokunduğunda iki cıva damlası gibi birleştiler ve adam tek parça olarak karşımda duruyordu.

“Bu sefer ellerimi yıkayayım bari” dedi, ellerini yalap şalap yıkadıktan sonra ceketine kurulayıp kapıdan çıktı gitti.